Merhaba,
Arada benim gibi dolan arkadaşlar için de blog her zaman açık. Herhangi bir konudaki yazılarını bekliyorum. Hatta düzenli olarak yazmak isteyenler olursa onlar da kabulüm. Mühim olan daha fazla kişiye ulaşabilmekse elbette herkes hoşgeldi sefalar getirdi. Aşağıda Deniz Aksoy'un yeni dönem soğuk savaşı hakkında bir yazısını bulacaksınız.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Soğuk savaş biteli uzun yıllar oldu, diyor uluslararası ilişkiler profesörleri. Benim gözümde ise en çarpıcı zamanları yaşanıyor. Yıllar önce göstere göstere “Bu ülke benim sömürgemdir” diyen ülkeler şimdi bunu sadece uzun dönemli kültür aşılama yoluyla gerçekleştiriyor. Zaten bu yüzden sömürgelikten yıllar önce kurtulan -ya da kurtulduğunu sanan- Fas, Cezayir gibi ülkelerde hala Fransızca ana dil olarak kullanılıyor. Osmanlı Devleti’nin çöküşüne yol açan kapitülasyonlar ve farklı bölgelerde bağımsızlık istemleriyle başlayan iç ayaklanmalar şimdilerde “Gelişmekte olan” veya “Gelişemeyen” ülkelerin başlıca sorunları. Ülkeler de aynı borca saplanmış vatandaşları gibi, borçlarını değil faizlerini ödeme derdindeler ve bu da onların tefecilerin sözünden çıkmalarını imkansız hale getiriyor.
Peki durum böyleyken yaşanan son gelişmeler neler getirecek? Rusya, Güney Osetya bölgesini işgal eden Gürcistan’a gerçekten bölgenin bağımsızlığını korumak için mi saldırdı? Eğer durum bundan ibaretse şu anda neden Tiflis’e kadar ilerlemiş durumda? Bence cevabı çok basit: Rusya ilerde yaşanabilecek sıcak savaş sırasında kendi sınırları etrafında bir Amerikan cephesi istemiyor. Çok iyi biliyorlar ki savaşı kendi etrafında kabul eden, savaşı düşmanının kalbine taşıyamayan ülkeler kaybetmeye mahkumdurlar.
Bu noktadan itibaren sıra isteseler de istemeseler de büyük oyuncuların kutup seçmesine gelecek gibi görünüyor. Sanayileşme sürecinde isimleri birlikte anılan BRIC ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) aynı kutupta yer alırsa Amerika’nın karşısına yeni bir güç olarak çıkabilirler. Fakat burada Brezilya’nın diğer ülkelerden uzak olması belki onları konum almak için bir süre daha beklemek zorunda bırakabilir. Hindistan ve Çin ise güç kazanmalarını sağlayan Amerikan ve Avrupa sermayelerini, belki de artık ihtiyaçları kalmaması nedeniyle yavaş yavaş ülkelerinden çıkarıyorlar. Bu büyük sermayelerin Çin’de üretim yapmasını sağlayan aylık 50 dolar alan işgücü bir anda 100-150 dolar talep etmeye başlaması büyük şirketleri, üretimlerini Endonezya ve Afrika ülkeleri gibi ucuz işgücü sağlayabileceği yerlere taşımak zorunda bırakıyor. Ama Çin “İyi yapılan işi kopyala ki sen de başarılı olasın” görüşü ile büyük firmalardan öğrendiği üretimi devam ettirerek sanayideki hakimiyetini uzun bir süre koruyacağa benziyor. Bu da onları uluslar arası alanda ekonomik açıdan söz sahibi hale getirmeye başlıyor. Rusya ile birlikte hareket etmeleri onları askeri açıdan da güçlü konuma getirebilir.
Bütün bu durum hakkında görüşlerimi anlattıktan sonra isterdim ki son bölümde de ülkemizin alacağı pozisyonu tartışabileyim. Ancak her ne kadar bazen gerek hükümet gerek basın tarafından Amerikan karşıtı naralar atılsa ve halk Amerikan karşıtı gibi gösterilse de biz Anadolu’nun orta yerinde bulunan Amerika’nın nükleer silahlarıyla Rusya için zaten halihazırda Amerikan cephesi olarak kabul ediliyoruz ve ilerde yaşanması muhtemel savaşı tam kalbimizde yaşayacağız...
Deniz Aksoy
20 Ağustos 2008 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder