28 Ağustos 2008 Perşembe

İddaa İhalesinde Son Tango

Merhaba,

Daha önce iki kere bahsettiğim İddaa ihalesi bugün sonuçlanıyor. İhaleye 3 firma teklif vermiş durumda. Hangi firmaların tekliflerinin kabul edildiği ise henüz açıklanmış değil. İhalenin ikinci turunda kapalı zarf usulüyle firmalar devlete verecekleri komisyon oranını teklif edecekler.

Baştaki rûzgarın aksine ibre Karamehmet ve Yunan ortağından yana. Bu esasında liberalleşme ve tekelin kırılması yönünde olumlu bir sonuç olabilir. Dünyanın her yanında tekellerle mücadele eden Ladbrokes ve bir şekilde her sektörde var olmak isteyen Doğan grubunun hükümet üzerinde baskı kurması olası. Bu da ülkeye birkaç milyar dolarlık bir gelir sağlayabilir ki bu para için Türk Telekom'u satan bir hükümet var önümüzde.

Son bahisler açıldı, bakalım ihale kimde kalacak?

Can

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Güven anketi

Merhaba,

A&G anketinin yaptığı "Türk halkı kurumlara ne kadar güveniyor?" anketinin sonuçları dün akşam yayınlandı. Anketin detaylarına http://www.haberturk.com/haber.asp?id=93637&cat=110&dt=2008/08/27 adresinden ulaşabilirsiniz.

Sonuçlar ilgi çekici. Türk halkının sekiz senelik gelişiminde bütün kurumlara duyduğu güvenin azalması, aynı ivmenin sürmesi halinde anarşi ortamına sebebiyet verecektir. Kurumların muhtemelen dışarıdan idare edilen bir senaryoyla tek tek yıpratılması endişe verici.

Bütün görüşleri tartışılabilir olan Demirel'in bile cumhurbaşkanı olduğu dönemde güvenilirliği yüzde 94'ün üzerindeyken etkin bir politikayla - Sezer teröristleri affetti gibi - kurumun itibarı zedelenmiş ve güvende önlenemez bir düşüş sağlanmıştır.

2001 krizi öncesi yüzde 60'ın üzerinde olan Ecevit'e güven, kriz sonrası 17'lere kadar düşmüş, hastalığı gibi neden kaynaklandığı çözülemeyen olaylarla iyice dibe vurmuştur. (Can'ın notu: doktorunu değiştiren Ecevit'in hemen ayaklandığını hatırlıyor musunuz?) Ecevit'in güvenilirliği yüzde 60'ken güvenilirliği oy oranını ifade etmez, toplumun çeşitli kesimlerinden Ecevit'e güven duygusu hissedilirdi; ancak şu anda başbakana sadece kendisine oy veren kişiler büyük bir boyun eğme ile güvenmektedir. Toplumun geri kalan kısmı ise başbakana en azından kuşkuyla bakmaktadır.

Ne kadar doğru şeyler söylediğine bakılmaksızın Baykal'a elitçi damgası yapıştırılmakta, medya tarafından sürekli güvenirliğinin düşük tutulması için çaba harcanmaktadır.

Şimdi de son iki kale olan yargı ve TSK üzerinde güven bunalımı yaratılmaktadır. İnsanlar artık güvenecek herhangi bir devlet kurumu bulamaz hale gelecekler ve sonunda güvenecekleri tek şey olarak dine dayalı olguları bulacaklardır.

Bunun sonucu olarak dünyadaki eğilimin yönünde yol almaya alışkın Türkiye daha küçük parçalara bölünecek (Can'ın notu: Kosova'nın ayrılmasını destekleme fikri kimin acaba?) ve kalan küçük bölgede kurulacak yeni devlet daha sert bir şekilde Amerikan şakşakçısı olacaktır.

Ne yazık ki görüntü budur.

Can

26 Ağustos 2008 Salı

Tokluk sınırı

Merhaba,

Bildiğiniz gibi Türk-İş'e göre aylık 717 YTL olarak dört kişilik bir ailenin açlık sınırını TÜİK açıkladı: 255 YTL. Bu hesaba göre 255 YTL'ye 4 kişilik bir aile mutfak harcamasını karşılayabilir, aç kalmaz.

255 YTL'yi 30'a bölmemiz gerekiyor öncelikle; TÜİK nasıl düşündü bilmiyorum; ama hergün yemek yemek şart bana sorarsanız. Dört kişilik bir aile larak günde 8,5 YTL'ye aç kalmıyoruz. Adam başı 2 Yeni Lira 13 Yeni Kuruş. Bozdur bozdur harca. Aşağıda günlük yemek menümüzü bulabilirsiniz, afiyet olsun!

Sabah : 1 ekmek 250 ml su (Şampiyonların kahvaltısı)
öğlen : yarım ekmek 250 ml su
akşam : yarım ekmek 250 ml su

Okuduğunuzda gülüyorsunuz belki ama 2 YTL 13 Ykr'ye 2 adet ekmek ve bir buçuk litrelik suyun yarısı alınabiliyor. geride kalan 3 Ykr'yi de gönlünüzce harcayabiliyorsunuz.

Tamam açlık sınırını öğrenmiş olduk. Peki bu sayıları açıklayanların tokluk sınırı nedir acaba? Allah gözünüzü doyursun.

Can

25 Ağustos 2008 Pazartesi

Girişimci Ruh - Yazan Deniz Aksoy

Aah ah, zamanında Amerikalarda okumak varmış... Belki bir 3. dünya ülkesinin başbakanının oğluyla sınıf arkadaşı olurdum. Gerçi önce onunla aynı okulda okumamı sağlamak için öğrenim masraflarımı karşılayacak iyi kalpli bir zengin bulmalıydım. (Can'ın notu: bir üçüncü dünya ülkesinde bu iyi kalpli zenginin yeni rahmetli olmuş bir federasyon başkanı olduğunu biliyor muydunuz? Peki aynı kişinin aynı üçüncü dünya ülkesindeki başbakanın oğluna bir gemicik sattığını?)

Oysa sonrası ne kadar kolay olurdu... Sınıf arkadaşım okulu bitirir bitirmez ticaret yapmak için bir gemicik almak istediğini söylerdi bana. Ben de hemen girişimcilik ruhumu kullanarak ona “Bir başbakan oğluna ikinci el bir gemiciğin yakışmayacağını ve o yeni gemiciği benim yapabileceğimi” söylerdim. İhaleyi alınca da hemen bir tersaneye gider ona özel bir gemicik yaptırırdım. Gerçi o zaman bana pahalıya patlayabilirdi, kendim bir tersane kursam daha az maliyetle kurtulabilirdim. Nasılsa Avrupa’da yeni bir işyeri açma süresi ortalaması 30 gün iken benim güzel ülkemde bu övünülecek bir şekilde sadece 6 gündü. Fakat bu bile yeterli olmazdı, 6 gün boyunca arkadaşımı bekletemezdim. O ki ülkenin bütün ihracat ithalat kanun değişikliklerini aylar öncesinden bildiğinden büyük kazançlar sağlayacak işleri benim yüzümden kaybedebilirdi. Ben de hemen onun ülkesinde bir tersane açardım, ne de olsa onun ülkesinde bu suçtan yakalansam bile cezası sadece 904 üçüncü dünya ülkesi para birimi olurdu. Sizin için YTL’ye çevirerek belirteyim, cezam tam 904 YTL olurdu ki bu da bana fazla bir sorun yaratmazdı. 6 günüm cepte ama yine de hala kaybetmemem gereken zamanlar var.

Fazla mesai yaptırmalıyım. Örneğin bir işçi 20 saat çalışabilir. Normalde bu da yasal değil ama eğer bir şekilde yakalanırsam bu da bana sadece 904 YTL’ye mal olurdu (Para birimini çevirerek yazıyorum diye Türkiye’den bahsediyorum sanmayın sakın). Fazla mesai yaptırıyorum diye aldığı asgari ücrete kızan ve grev yapan işçiler çıkardı belki ama o ülkede lokavt hakkımı kullanırdım, ne de olsa onların yerine asgari ücretle 20 saat çalışmaya ses çıkarmayacak birilerini bulmam çok kolay olurdu. Sonra gemicik tamamlanınca sıra deneme testlerine gelirdi. Avrupa’dan Amerika’dan test uzmanları test denekleri getirtecek değilim elbette, işçilerimi koyardım gemiye, filikaya... Böylece eğer doğru yaptılarsa bu onlara ödül olur, yanlış yaptılarsa da bunu kendileri yaşayarak anlarlardı. Onları kurtaracak iş hekimim de yok gerçi. Ama benim suçum değil ki, hekime en az 1000 YTL vermek lazım, sonra vergileriydi sigortasıydı derken etti mi sana 2000 YTL. Peki çalıştırmazsam ne kadar ceza ödeyeceğim? Evet, doğru cevap, sadece 904 YTL. Hem de bunlar günümüze göre yeniden değerlenmiş cezalar. Ama girişimci insana da seçim şansı bırakmıyorlar ki...

Deniz

21 Ağustos 2008 Perşembe

Dava Arkadaşım, Söz Bir Daha Çalmayacağız

Merhaba,

Bildiğiniz gibi Abdullah Gül dava arkadaşı Erbakan'ı affetti. Dava arkadaşı sözü mecazi değil, gerçekten aynı davadan yargılanan arkadaşı. Bildiğiniz gibi Erbakan hazine yardımının 11 milyon YTL'lik kısmını kaybetmekten hüküm giymişti ve cezasını evde çekiyordu. Aynı davadan Abdullah Gül de dokunulmazlığı kalktıktan sonra hesap verecek.

Olaya bir yönünden bakıldığında 82 yaşında devamlı hastalığı olan bir kişinin affedilmesi normaldir. Önemli olan Erbakan'ın durumunda olan diğer mahkumlar açısından da bu tutarlılık gösterilecek mi? Örneğin Ahmet Necdet Sezer teröristleri affetti propagandasında olduğu gibi adalet bakanlığı affedilmek üzere dosyaları Abdullah Gül'ün önüne yığacak mı? Eğer yığarsa Abdullah Gül "dava arkadaşına" gösterdiği hoşgörüyü gösterecek mi? Veya ben de 80'li yaşlarımın başında 11 milyon YTL götürüp - çoluk çocuk rahat etsin diye - sonra da "söz bir daha çalmayacağım" desem beni de affederler mi?

Daha önemli soru medya görevini yapıp bu işin peşinden koşacak mı, yoksa her zamanki gibi anlamsız gündem maddeleriyle ilgilenip olayı - amiyane tabiriyle - kaynatacak mı?

Not: Bu arada 3 Amerikan gemisi boğazları geçip Karadeniz'e yerleşecek. Gürcistan'ın aniden celallenmesi konusunda kafasında soru işareti olan kaldı mı?

Can

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Küre döne döne nereye gidiyor? - Yazan: Deniz Aksoy

Merhaba,

Arada benim gibi dolan arkadaşlar için de blog her zaman açık. Herhangi bir konudaki yazılarını bekliyorum. Hatta düzenli olarak yazmak isteyenler olursa onlar da kabulüm. Mühim olan daha fazla kişiye ulaşabilmekse elbette herkes hoşgeldi sefalar getirdi. Aşağıda Deniz Aksoy'un yeni dönem soğuk savaşı hakkında bir yazısını bulacaksınız.

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Soğuk savaş biteli uzun yıllar oldu, diyor uluslararası ilişkiler profesörleri. Benim gözümde ise en çarpıcı zamanları yaşanıyor. Yıllar önce göstere göstere “Bu ülke benim sömürgemdir” diyen ülkeler şimdi bunu sadece uzun dönemli kültür aşılama yoluyla gerçekleştiriyor. Zaten bu yüzden sömürgelikten yıllar önce kurtulan -ya da kurtulduğunu sanan- Fas, Cezayir gibi ülkelerde hala Fransızca ana dil olarak kullanılıyor. Osmanlı Devleti’nin çöküşüne yol açan kapitülasyonlar ve farklı bölgelerde bağımsızlık istemleriyle başlayan iç ayaklanmalar şimdilerde “Gelişmekte olan” veya “Gelişemeyen” ülkelerin başlıca sorunları. Ülkeler de aynı borca saplanmış vatandaşları gibi, borçlarını değil faizlerini ödeme derdindeler ve bu da onların tefecilerin sözünden çıkmalarını imkansız hale getiriyor.

Peki durum böyleyken yaşanan son gelişmeler neler getirecek? Rusya, Güney Osetya bölgesini işgal eden Gürcistan’a gerçekten bölgenin bağımsızlığını korumak için mi saldırdı? Eğer durum bundan ibaretse şu anda neden Tiflis’e kadar ilerlemiş durumda? Bence cevabı çok basit: Rusya ilerde yaşanabilecek sıcak savaş sırasında kendi sınırları etrafında bir Amerikan cephesi istemiyor. Çok iyi biliyorlar ki savaşı kendi etrafında kabul eden, savaşı düşmanının kalbine taşıyamayan ülkeler kaybetmeye mahkumdurlar.

Bu noktadan itibaren sıra isteseler de istemeseler de büyük oyuncuların kutup seçmesine gelecek gibi görünüyor. Sanayileşme sürecinde isimleri birlikte anılan BRIC ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) aynı kutupta yer alırsa Amerika’nın karşısına yeni bir güç olarak çıkabilirler. Fakat burada Brezilya’nın diğer ülkelerden uzak olması belki onları konum almak için bir süre daha beklemek zorunda bırakabilir. Hindistan ve Çin ise güç kazanmalarını sağlayan Amerikan ve Avrupa sermayelerini, belki de artık ihtiyaçları kalmaması nedeniyle yavaş yavaş ülkelerinden çıkarıyorlar. Bu büyük sermayelerin Çin’de üretim yapmasını sağlayan aylık 50 dolar alan işgücü bir anda 100-150 dolar talep etmeye başlaması büyük şirketleri, üretimlerini Endonezya ve Afrika ülkeleri gibi ucuz işgücü sağlayabileceği yerlere taşımak zorunda bırakıyor. Ama Çin “İyi yapılan işi kopyala ki sen de başarılı olasın” görüşü ile büyük firmalardan öğrendiği üretimi devam ettirerek sanayideki hakimiyetini uzun bir süre koruyacağa benziyor. Bu da onları uluslar arası alanda ekonomik açıdan söz sahibi hale getirmeye başlıyor. Rusya ile birlikte hareket etmeleri onları askeri açıdan da güçlü konuma getirebilir.

Bütün bu durum hakkında görüşlerimi anlattıktan sonra isterdim ki son bölümde de ülkemizin alacağı pozisyonu tartışabileyim. Ancak her ne kadar bazen gerek hükümet gerek basın tarafından Amerikan karşıtı naralar atılsa ve halk Amerikan karşıtı gibi gösterilse de biz Anadolu’nun orta yerinde bulunan Amerika’nın nükleer silahlarıyla Rusya için zaten halihazırda Amerikan cephesi olarak kabul ediliyoruz ve ilerde yaşanması muhtemel savaşı tam kalbimizde yaşayacağız...

Deniz Aksoy

19 Ağustos 2008 Salı

Rumeli Hisarı'nda Yaşar Konseri

Merhaba,

İstanbul'a geldiğimden beri bir her yaz yaptığım ve yapmaktan keyif aldığım aktiviteler var. Bunlardan bir tanesi Harbiye Açıkhava'da Sezen konserine, diğeri ise Rumeli Hisar'ında - veya nerede bulabilirsem :) - Yaşar konserine gitmek.

Sezen konseri için söylenebilecek fazla bir şey yok. Hepinizin tahmin ettiği gibi; hüzün, neşe, keyif... Bunların hepsinin bir anda yaşandığı birkaç saat. Olağanüstü performans, eğlenceli yan aktiviteler - roman dansçı, oryantal, yerine göre köpek dansı :) -

Gelelim Yaşar'a ve performansına. Her sene başka bir şekilde karşımıza çıkan Yaşar'ın bu seferki konsepti "Akustik" idi. Son dakikada karar verdikleri isimleriyle Rumeli Etnik Band muhteşem bir performans sergiledi. Özellikle Yaşar'ın gitaristi Kaan ve perküsyoncu İzzet'in doğaçlama atışlamaları harikaydı.

İkinci yarı ise akustikten sıyrılan bildiğiniz hoplamalı zıplamalı Yaşar konseri havasına büründü. Her zaman ki şarkı arasında "şak şak şak" yapma eğitimi, kumralımda seyirci arasında dolaşma, çeşitli sohbetler.

Şahsen Yaşar konserleri insanı İstanbul'un içerisinde bile tatile çıkmış gibi hissettiriyor. Bu sene bir yerde yakalayamasanız bile seneye mutlaka gidin.

Can

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Karamehmet - Doğan Savaşı ve İddaa İhalesi

Merhaba,

Daha önce "İddaa İhalesi, Doğan medyası ve AKP" başlıklı yazısında bahsettiğim konuya devam etmek istiyorum. Önceki yazıda da belirttiğim gibi bu ihale Aydın Doğan'la hükümetin arasının bundan sonra nasıl olacağına dair çok önemli detaylar içeriyor.

12 Ağustos'a ertelenen ve şartnamesi Aydın Doğan ve ortaklarının da dahil olabileceği şekilde esnetilen ihalenin birinci turu sonuçlandı. Şu anda İddaa'yı oynatan Karamehmet & Yunan İntralot ortaklığı; Aydın Doğan & Lottomatica & Snai ortaklığı; Ladbrokes & Esas Holding ortaklığı ihaleye teklif verdi. Şu anda ihale kurumu teklif verenlerin ihale şartnamesine uygunluğunu tespit ediyor ve 20 gün içerisinde teklifleri kapalı zarf ile toplayacak.

Bu süre içerisinde ise Akşam gazetesi ve Doğan medyası arasında bu olaydan tamamen bağımsızmış gibi bir kavga başladı. Öncelikle Akşam gazetesi Pamukbank'a el konulmasındaki Doğan etkisi konulu bir haber yayınladı. Doğan'ın cevabı Hürriyet'in manşetinden "Karamehmet Rusya'dan atılıyor" başlıklı haber oldu. Bugün ise Milliyet'te Karamehmet'in hakkında 6 tane ceza davası olduğuna dair bir haber yayınlandı.

Bunun yanısıra Doğan medyası Şaban Dişli'nin rüşvet iddialarını ön plana çıkararak bir yandan da hükümete aba altından sopa gösteriyor. Anlaşılan o ki ihalenin sonucu konusunda karşılıklı baskılar var.

İddaa'dan geçen sene vergiler çıkarıldıktan sonra yaklaşık 300 Milyon YTL'lik bir kâr edildiği düşünüldüğünde kavganın sebebi daha iyi anlaşılabilir.

Manşetlere değişik açılardan bakmak her zaman eğlencelidir. Manşetin ne olduğundan çok neden atıldığını ve neden o anda atıldığını düşünmek gerekir. Ancak o zaman manipülasyona uğramadan aklın yolunda devam edebiliriz.

Can

14 Ağustos 2008 Perşembe

Michael Phelps

Merhaba,

Michael Phelps artık benim gözümde simyacıdır. Kulaçtan altın yapan bir adam haline gelmiştir. :) Altıncı, altıncı altınını kazanırken yine hiç zorlanmadı ve bir dünya rekoru daha kırdı. Geriye kaldı iki yarış, ki bunlardan bir tanesinde Amerika Birleşik Devletleri ekibi ağzında sigarayla yüzse kazanacak durumda bu yüzden son bir yarışı kaldı. Yorgunluk, stres ve yıpranmayı kaldırabilirse altıncı, sekizinci altınını da kazanarak hem tarihe geçmiş olacak hem de Speedo'nun 1 milyon dolarlık ödülünü alacak.

Can

Olimpiyatlar vs Süper Kahramanları

Merhaba,

Pekin 2008 Olimpiyatları devam ediyor. Şu ana kadar Türkiye açısından hayalkırıklığı üst seviyede. 5 altın 5 gümüş 5 bronz madalya hedefiyle gidilen oyunlarda şu ana kadar en iddialı olduğumuz sporlar geride kalmak üzere ve sadece 1 gümüş ve 1 bronz madalyaya sahibiz. Bunun yanısıra Bulgaristan, Yunanistan gibi bir dönem aynı spor dallarında birçok altın madalya kazanan ülkeler de kaybolmuş durumda. Doping maddelerine karşı sık(ı)laştırılan testler ve bu ülkelerin topluca ceza aldığı sporlar gözönüne alındığında geçmişteki başarılara da gölge düştüğünü söylemek yanlış olmaz.

Olimpiyatlar her zaman süper kahramanların etrafında döner. Örneğin toplamda 9 altın madalya kazanan, 4 olimpiyat üst üste uzun atlamada olimpiyat şampiyonu olan Carl Lewis, her zaman hatırlanacak olan Ben Johnson, 3 dalda birden altın için yarışan Marion Jones, sürekli dünya rekorları kıran Naim Süleymanoğlu ve Sergei Bubka.

2008 olimpiyatlarının yıldızı da şimdiden belli oldu: Michael Phelps. Şimdiye kadar 5 dünya rekoru ile 5 altın madalya kazandı ve önünde 3 yarış daha var. Üstelik bunların ikisinde açık ara favori. 8'de 8 yaptığı takdirde Mark Spitz'in 7 altın madalyalık rekorunu kıracak ve mayo firması Speedo'nun 1 milyon dolarlık fazladan primine de hak kazanacak. Umarım Marion Jones'un sporu bıraktıktan sonra yakalanmadan doping yaptığını açıklaması gibi Phelps de şu anda takip edilemeyen gen oynamaları gibi faktörlerle bu kadar başarılı olmuyordur.

Yüzde yüz dopingsiz ve temiz bir olimpiyata ulaşmak dünya barışını yakalamak kadar zor görünse de umarım olimpiyatları eski yunanlardan esinlenerek hayata geçiren Pierre Fredy Baron de Coubertin'in de sahip olduğu söz olan "Önemli olan yarışmak" -evet gerçekten bu klişe sözün bir sahibi var- cümlesi insanların zihnine yerleşir ve sonucu oyun alanında belirlenen spor müsabakaları seyrebiliriz.

Can

12 Ağustos 2008 Salı

Güney Osetya - Kosova ve "Diğerleri"

Merhaba,

Gürcistan - Rusya gerginliği ile ilgili olarak yönlendirici Türk medyasından öğrendiklerimizi bir kenara koyup, dünya medyasına şöyle bir göz atalım. Tabi olaylara öncelikli olarak Türkiye penceresinden bakacağız. Daha sonra Türkiye'nin dış politikasının tutarlı olup olmadığı konusunda bir sonuca varmaya çalışalım.

Güney Osetya, Abazha gibi durumları tam olarak netleşmemiş bölgelerle ilgili Türkiye'nin tutumu Gürcistan'ın toprak bütünlüğünün sağlanmasından yana. Yani Gürcülerin Güney Osetya'ya olan saldırısını destekler durumda. Rusya'nın Güney Osetya'yı savunmasının ise karşısında.

Aynı Türkiye biraz farklı bir durum söz konusu da olsa Rusya'nın toprak bütünlüğünün karşısında ve Çeçenistan'ın yanında. Yani bölünmeyi destekler durumda. Ayrıca Kosova'yı ilk tanıyan ülkeler arasında, yani Sırbistan'ın da toprak bütünlüğünü desteklemiyor.

Bu üç durumdaki tutarsızlığı tutarlılığa çeviren tek bir nokta var, üç durumda da Amerika'nın destekçisi Rusya'nın karşıtı konumunda olmamız. Yani kendimize ait bir politikamız yok, ülke olarak devletlerin toprak bütünlüğünden yanayız veya etnik toplulukların bağımsızlığından yanayız gibi bir sav ortaya koyamıyoruz. Üstelik sadece bütün yumurtaları aynı sepete doldurmakla kalmıyoruz, bütün sepetleri aynı eşeğe, bütün eşekleri de aynı köpeğin himayesine bırakıyoruz. Kısaca hiçbir B planımız yok.

Yine aynı Türkiye kendi toprak bütünlüğü sözkonusu olduğunda -haklı olarak- bunu bir kırmızı çizgi kabul ediyor ve bölünmeyi kesin bir dille reddediyor. Bir yandan da Kuzey Irak - Irak'ın kuzeyi gibi tanımlamalarla o bölgede marşı olan, merkez bankası olan, bayrağı, parası olan oluşumu reddediyor.

Türkiye acilen kendi dış politikasını yaratmalı, okyanus ötesindekilerin dümen suyundan çıkıp kendi komşularıyla başarılı ikili ilişkiler kurarak uzun vadeli çözümler üretmelidir.

Can

10 Ağustos 2008 Pazar

Açılış Töreni - Pekin 2008

Merhaba,

Umarım hepiniz Pekin 2008'in açılış törenini izleme fırsatı yakalamışsınızdır. Düşmeyen temposu ve sürekli şaşırtıcı sürprizleriyle olağanüstü bir akşamdı. Gerek harcanan para, gerek kullanılan insan sayısıyla kolay kolay yanına yaklaşılabilecek gibi gözükmüyor.

Öncelikle Çin'le ilgili bilinen her şey törenin içinde mevcuttu. Kağıdın, pusulanın icadı, yerel kılıç şovları, kalabalık topluluklar (evet Çin'le ilgili bildiğimiz şeylerden biri de kalabalık oldukları :)), hatta sanat yönetmeni koltuğunda Zhang Yimou vardı. Belli kiÇin açılış ve kapanış törenlerini dünyaya kendisini anlatmak adına bir fırsat olarak görüyor ve uzun süre kimsenini yanına yaklaşamayacağı kadar görkemli bir töreni bizlere sunuyor. İnsanın seyrederken "Oyunlar başlasın!" diye bağırası geliyor.

Bu arada Türk kafilesinin olimpiyat komitesiye ellerinde taşıyacakları bayrakların büyüklüğü konusunda kavga ettiği ve hatta bir ara komiteyi açılış törenine katılmamakla tehdit ettiği organizasyon olarak da aklımızda kalacak. Sonuçta büyük bayraklarla yürüyüşe katılmamıza izin verilmiştir.

Antik Çağ'da oyunlar başladığında duran savaşlar artık oyunların açılış günü başlıyor belki; ama madalya alan Gürcü ve Rus sporcuların birbirine sarılışlarını görmek dünya için hala bir umut olduğu hissiyatını yaratıyor.

İyi haftalar

Can

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Hepimiz Kermit'iz!

Merhaba,

Meşhur kurbağa hikayesini bilirsiniz. Kurbağayı sıcak suya attığınızda sıçrar ve kurtulur; ama soğuk bir tencerenin içine atıp yavaş yavaş ısıtıp haşladığınızda ne olduğunun farkına varamaz ve ölür.

Ülke olarak tam bu evreden geçiyoruz. Bundan 7 sene önce ülkede sol görüşlü bir başbakan olduğunu hatırlıyor musunuz? Peki bundan 7 sene sonra ülkede sol görüşlü bir başbakan olacağına inanıyor musunuz? Cumhuriyetin tüm kurumları tek tek ortadan kayboluyor. Önce Özal döneminde önü açılan Fethullahçı polis örgütlenmesi, daha sonra Erbakan dönemindeki milli eğitim örgütlenmesi, ve şimdi her sektörün her kurumun içinde yer alan badem bıyık organizasyonu.

Bunları hepsi bir anda olmadı. Hepsini bir anda hayata geçirmek isteyen Erbakan ne olduğunu anlamadan %2'lerin altına düştü. Ancak dışarıdan yönlendirilen yeni oluşum değişim ve gelişim vaadiyle ülkenin bütününü ele geçirdi.

Cumhurbaşkanı, başbakan, anayasa mahkemesi başkanı, YÖK başkanı, merkez bankası başkanı, bakanlar, bürokratlar ve son olarak üniversite rektörleri.

Herkesin cumhurbaşkanı olacağının sözünü veren ve George Clooney'e olan benzerliğiyle tanınan gül yüzlü cumhurbaşkanımız türbanla üniversiteye girilmesine izin vermeyen rektörlerin üzerini çizdi ve yerlerine kendi görüşüne uygun badem bıyıklıları atadı.

Yandaş medya aynısını Sezer de yaptı Clooney'nin de hakkıdır diye bas bas bağırırken aradaki farktan bahsetmiyor. Erbakan'ın hapis cezası aldığı "kayıp trilyon" davasında sanık olarak bulunan ve aynı dönemde "Bilinen Türkiye Cumhuriyeti'nin sonu geldi, onu kesinlikle değiştirmek istiyoruz" sözleriyle tanınan cumhurbaşkanımız Sezer'in aksine devlet düzeni ile kavga etmek adına isimlerde değişikliğe gidiyor. Ordunun başkomutanı ve halkın cumhurbaşkanının görevi cumhuriyetin niteliklerini korumak mıdır, yoksa onu "kesinlikle" değiştirmek istediği istikamete doğru yöneltmek midir?

Osmanlı döneminde kullanılan Turancılık -yani Türkçülük - Osmanlıcılık, ve son olarak kullanılan panislamizm yöntemleri tek tek Türkiye Cumhuriyeti üzerinde de deneniyor. Türkçülük ortaya çıktı birbirimizi yedik - PKK vs - Türkiye'lilik ortadayken sağ sol kavgası vardı, şimdi islam kültürü etrafında birleşme deneniyor. 1980'den beri yavaş yavaş hayatımıza giren bu kavram şu anda en yüksek mertebesine ulaşmış durumda.

Sözün özü suyumuz ısınıyor ve HEPİMİZ KERMİT'İZ!

Can

Ali Sami Yen Spor Kompleksi - Türk Telekom Stadı

Merhaba,

Galatasaray 2009 - 2010 sezonundan itibaren ana sponsoru AVEA'nın yerini Türk Telekom'a sattı. Mali sıkıntılar içerisinde borçlarla boğuşan klüp bu sayede henüz doğrulanmamış olsa da 5 senelik sponsorluk ve 10 senelik stad ismi satışı karşılığında 40 milyon avro gibi bir gelire sahip oldu.

Taşınmaz mallarını satarak içinde bulunduğu borçtan kurtulmayı planlayan klüp - Riva'daki arazinin satılması projesini hatırlayın - bunun yerine Avrupa'nın çeşitli yerlerinde olduğu gibi isim hakkını satmayı tercih etti. Burada taraftarların duygusal davranmaması ve klübün hakettiği başarıları elde etmesi için başvurduğu bu yöntemi desteklemesi gerekiyor. Hazır yeni stad da hayata sokulurken, yani Ali Sami Yen'in adının değiştirilmesi gibi bir durum yokken, bu Adnan Polat ve ekibinin, başta Haldun Üstünel olmak üzere, başarısı olarak kabul edilmelidir.

Sezon başındaki transfer politikası da göz önüne alındığında klübün bu sene olası bir şampiyonlar ligi başarısıyla birlikte eldeki borçları eritebileceği gözüküyor ki bu da çok iyi bir haber. Özhan Canaydın'ın ayrılmasından sonra doğru işler yapılabildiğini görmek çok güzel.

Umarım keyifli bir lig izleriz

Can

5 Ağustos 2008 Salı

Numara Taşınabilirliği

Merhaba,

Telekomünikasyon sektörünün önemli gelişmelerinden biri birkaç ay içerisinde hayata geçirilmiş olacak. Bundan böyle hem evimizdeki telefonlardan (PSTN) hem de cep telefonlarımızdan (GSM) herhangi bir farklılığa veya numara değişikliğine gerek olmadan başka bir operatöre geçebileceğiz.

Numara taşınabilirliğini destekleyen ve karşısında olan firmalar mevcut. Elbette ki hakim operatörler Turkcell ve Türk Telekom numara taşınabilirliğinin hayata geçirilmesini desteklemiyorlar. Diğer yandan büyük vaadlerle ülkeye çekilmiş olan Vodafone, ve bunun yanısıra alternatif telekom operatörleri ellerinden geldiğince süreci hızlandırmaya çalışıyorlar. Bunun sonucunda telekomünikasyon kurumunun uzun süredir bir yandan üzerinde çalıştığı bir yanda Turkcell ve Türk Telekom'un baskısıyla ayak dirediği bir konu haline geliyor. Diğer taraftan bir kısmı Türk Telekom'a ait olan AVEA numara taşınabilirliği için yapılması gereken yatırımın yarısını karşılamayı taahhüt etmiş durumda.

AVEA'nın ve Vodafone'un inancı numara taşınabilirliği hayata geçirildiği anda insanların akınlar halinde operatör değiştireceği yönünde. Yeni şeyleri denemeye hevesli olan halkımız muhtemelen hangi operatörde olursa olsun numara taşınabilirliğinden faydalanmak isteyecektir. İlk etapta genç kullanıcıların değişikliği sıcak yaklaşması beklendiğinden Avea ve Turkcell uzun süredir ana kampanyalarını gençler üzerine kurmuşlar durumdalar (Patlican ve gnçtrkcll) Burada kritik olan konu müşteri bağlılığının yaratılması bunu sağlamanın yolları da belli : kaliteli hizmet - uygun fiyat.

Numara taşınabilirliği henüz uygulamaya geçmemiş olmasına rağmen arabağlantılı fiyatlarındaki düşüşle de birlikte arama fiyatları hızlı bir düşüş göstermekte. Numara taşınabilirliğinin hayata geçirilmesinden sonra özellikle GSM firmaları arasındaki rekabet görülmeye değer bir hal alacak.

Son olarak yeri gelmişken insanların kafasındaki bir soruya cevap verelim: "Eğer ben 532 numaramla AVEA veya Vodafone müşterisi olabileceksem aradığım kişinin hangi operatörden olduğunu, dolayısıyla dakika başına ne kadar ödeyeceğimi nasıl algılayacağım?" Yukarıda bahsettiğimiz numara taşınabilirliğinin gerektirdiği yatırımın bir bölümü de bu konuyu kapsıyor. Kullanıcı arama yapmadan önce arama yaptığı numaranın kendisiyle aynı operatörden olup olmadığına dair bir uyarı mesajı alacak böylece arama ücretlendirmesi hakkında bilgi sahibi olmuş olacak.

Bu konu daha çok dalgalanmalara ve değişikliklere açık olduğu için daha sonra tekrar değinmek üzere burada noktalıyorum.

Can

3 Ağustos 2008 Pazar

Seninle Çok İşim Var

Merhaba,

Bugün size tahmin ediyorum ki fazla haberiniz olmayan bir konudan bahsedeceğim. Zaten bahsettiğim şarkının klibini izleyenler de bunu en kısa zamanda bilinçaltına atacak bir yöntem arayışı içine girmişlerdir. İnsan bazen "Sil baştan" (Eternal Sunshine of the Spotless Mind) isimli filmin gerçek olmasını diliyor.

Yıldız Tilbe tarafından seslendirilen Olimpiyat Şarkısı'ndan bahsediyorum. İzlemeyenler için http://www.limk.com/yorumlar.php?cid=127864 adresinden ulaşılabilen bu şarkıda aşağıdaki sözler kullanılmış.

Haydi çocuklar sizi bekliyor Pekin`de bir tarih yazdırın
Bayrağımız göndere çekildiği zaman tamam her şey bitti
Sizinle Olimpiyat şampiyonluğunun zamanı yakındır
Türk Gücü yeter isterse gider dünyayı ayağı kaldırır

Haydi Ramazan Haydi Nazlı Pekin'e
Haydi Mehmet Haydi Ahmet Pekin'e
Şimdi sana madalya yakışır

Haydi Aydın Haydi Serhat Pekin'e
Haydi Tevfik Haydi Rıza Pekin'e
Şimdi sana madalya yakışır

Haydi Şeref Haydi Eşref Pekin'e
Haydi Halil Haydi Bahri Pekin'e
Şimdi size madalya yakışır

Haydi Elvan Haydi Nurcan Pekin'e
Bütün dünya düşsün senin peşine
Şimdi bize madalya yakışır

Git de al git işin olsa bile yüreğim seninle atar
Temmuz'un sonunda onurlu yolcuğun Pekin'de çok işin var
Git de al git işin olsa bile yüreğim seninle atar
Temmuz'un sonunda onurlu yolcuğun Pekin'de çok işin var

Kalbimi Durduruyor Heyecan sen Şampiyon olana kadar
Gögsündeki ay-yıldız sana can marşımız çalıncaya kadar
Umutlarım yarışır seninle Pekin!de hep sonuna kadar
Sonra da hep bir yürek bağrırır Türkiye... Türkiye... Türkiye...

Haydi Tamer Haydi Sefer Pekin'e
Haydi Soner Haydi Atilla Pekin'e
Şimdi sana madalya yakışır

Haydi Hakan Haydi Türkan Pekin'e
Haydi Onur Haydi Adem Pekin'e
Şimdi sana madalya yakışır

Haydi Nevil Haydi Sibel Pekin'e
Haydi Servet Haydi Bilal Pekin'e
Şimdi size madalya yakışır

Haydi Türkiye haydi şimdi Pekin'e
70 Milyon düştük senin peşine
Şimdi bize Olimpiyat yakışır

Git de al git işin olsa bile yüreğim seninle atar
Temmuz'un sonunda onurlu yolcuğun Pekin'de çok işin var
Git de al git işin olsa bile yüreğim seninle atar
Temmuz'un sonunda onurlu yolcuğun Pekin'de çok işin var

-------------------------------------------------------------------

Emin olun ben de şaka olmasını dilerdim. Öncelikle sözler sıradan bir lise öğrencisinin bildiği bir şarkı üzerine bir öğle tenefüsü süresinde yazabileceği kadar basit. Ayrıca Olimpiyat şarkısı oyunlarda bize ne katar? Sert tonları olan bir marş olsa hem olimpiyatlara katılanlara hem de ülkeye coşku verebilir; ancak

Umutlarım yarışır seninle Pekin'de hep sonuna kadar
Sonra da hep bir yürek bağrırır Türkiye... Türkiye... Türkiye...

şeklinde yazılmış sözlerle kim motive olabilir. Ayrıca bir kısım sporcuyu ayırarak ismini zikretmek neden? Bu bir anlamda kafilenin geri kalanına turist muamelesi yapmak olmuyor mu? 2004 olimpiyatlarında bu şarkı yazılmış olsaydı "Haydi Atagün Pekin'e" diye mısra geçecek miydi? Sporcularımızın bir kısmına değil tümüne güvenmek, onlara bu güveni hissettirmek başarılarında olumlu etki yaratacaktır.

Gelelim klibe... Mehmet Atalay, Recep Tayyip - Emine Erdoğan ikilisinin klipte bu kadar sıklıkla boy göstermesinin anlamı nedir? Klibi olimpiyatların birleştirici ruhundan uzak, olimpiyat komitesi içindeki birkaç sempatik olma çabasındaki insanın kepazeliği olarak görmek çok mu yanlış olur?

Yıldız Tilbe'nin muhteşem dans figürleriyle renklendirdiği klip eminim ki bundan 25 sene sonra zamanında ne saçmalıklar vardı temalı komedi programlarının baş konuklarından olacak. Bu ülke bundan daha iyisini hakediyor.

Herkese akıl fikir dolu bir hafta diliyorum

Can

2 Ağustos 2008 Cumartesi

Güncelleme Sıklığı Hakkında

Merhaba,

Beklediğimden daha fazla adette insan buraya girip yazılan bir şey var mı diye kontrol etmeye başladı anladığım kadarıyla. Tamam yüzlerce kişiden bahsetmiyoruz şu an için; ama yine de bir kişi bile okusa ne zaman yeni bir yazıyla karşılacağını bilmeli diye düşünüyorum. Bu düşüncelerle belirli zamanlarda güncelleme yapmanın daha mantıklı olacağı kanaatine vardım.

Özetle eğer herhangi bir konuda çok dolmamışsam veya ülkede olağandışı bir durum sözkonusu değilse şimdilik pazartesi - salı - çarşamba ve perşembe günleri güncellemeyi planlıyorum. Okumaya devam ederseniz memnun olurum. Bu arada küçük bir eleştiri, biraz daha fazla etkileşimli bir blog hayal etmiştim, bu sebepten yazılanlarla ilgili veya ilgisiz her konuda yorumlarınızı bekliyorum.

Sevgiler

Can

1 Ağustos 2008 Cuma

Olimpiyatlar ve Türk Sporu

Merhaba,

8 Ağustos günü dünyanın en büyük organizasyonu olan olimpiyatlar Çin'de başlayacak. Yoğun siyasi gündem nedeniyle bu konuya eğilebilmek ne yazık ki şu ana kadar fazla mümkün olamadı.

Olimpiyatların ülkemiz için ne kadar keyifli bir organizasyon olabileceği konusunda algı oldukça düşük görünüyor. Bireysel disiplin, kişisel motivasyon, çalışma, profesyonel ekipler, doğru planlama gibi Türk milletinin yapısına temelden ters gelen öğelerin birlikte kullanılması gerekliliği olduğundan yarışmacılarımız olimpiyatlarda elde edilebilecek sürekli başarılardan çok uzaktalar. Arada parlayan yıldızlarımızı da - örneğin Süreyya Ayhan - karşılıklı kaprisler sonucu kaybetmemiz sonucunda 8 Ağustos'ta başlayacak oyunlar öncesinde kafiledeki sporculardan birkaçının adını bilenleri sokaklarda bulmak mümkün gözükmüyor.

Ülke olarak heyecanla takip ettiğimiz bir Elvan veya Süreyya yarışının, tüm oyunlar boyunca her an tekrar ettiğini gözünüzde canlandırdığınızda bu organizasyonun, madalya yarışının sürekli içinde bulunduğu ülkeler için ne kadar keyifli olduğunu anlayabilirsiniz.

Tüm spor dallarında başarılı bir nesil yetiştirmenin odaklanma ve para gerektiren bir olgu olduğu gerçek; ancak insanların ilgisini çekmesi muhtemel dallar - örneğin Jamaika ve Bahama'nın kısa mesafe koşularında yaptığı - üzerinde yoğunlaşılarak ülke tanıtımına katkı sağlanmalıdır. Hem maliyet açısından mantıklı seviyelerde dolaşılmış olur hem de örneğin 800 metre dendiğinde konuyla ilgili dünya vatandaşlarının aklına ülkemiz gelir.

Temelde insan bedeninin sınırlarını zorlamak ve ülkeler arasındaki ilişkileri arttırmak amacındaki olimpiyatların her zaman için insanın içine mutluluk dolduran bir yanı var. Umarım bir gün ülkemiz madalya sıralamasında 5 altın 5 gümüş 5 bronz hedefiyle ilk 20 arasına girmeyi değil dünyanın en başarılı 5 ülkesi arasında yer almayı düşleyerek bir olimpiyata katılabilir. Zaten bu sağlanmadan herhangi bir olimpiyatın ülkemizde yapılma olasılığı bulunmuyor. Olimpiyat stadı olarak yaptığımız ucube de büyük takımlarımızın başı sıkışınca küfrederek gittikleri saçma bir yapı olarak kalmaya devam edecek gibi gözüküyor.

Can